5 gün önce
Merhaba sevgili okuyucu,
Bugün seninle çok tanıdık, hepimizin hayatında en az bir kez tecrübe ettiği ama üzerine belki de hiç derinlemesine düşünmediği bir eylemi konuşacağız. Düğün salonlarında, köy meydanlarında, okul bahçelerinde veya bir asker uğurlamasında davulun tokmağı deriye vurduğu anı gözünün önüne getir. Zurnanın o tiz ve çağırıcı sesi havaya karıştığı an ne olur? İnsanlar oturdukları sandalyelerden kalkar, birbirlerinin ellerinden tutar ve bir çember oluşturur.
Bu kültürün bir araştırmacısı olarak sahnede veya meydanda halay çeken bir ekibe baktığımda sadece estetik bir figür görmüyorum. Orada koca bir sosyolojik olay, muazzam bir psikolojik rahatlama ve modern dünyaya karşı sessiz bir direniş görüyorum.
Gel, bugün seninle halay sırasına girelim ve o sıradaki herkesin serçe parmaklarından birbirine aktardığı o görünmez gücü, "Biz" olabilme sanatını konuşalım.
İçinde yaşadığımız yüzyıl, bize sürekli olarak "birey" olmamızı öğütlüyor. Kulaklıklarımızı takıp kendi müzik listelerimizi dinliyoruz, ekranlarımıza gömülüp kendi dijital dünyalarımızı inşa ediyoruz. Plazalarda, apartmanlarda, hatta aynı evin içinde bile yalnızlaşıyoruz. Başarılı olmak için öne çıkmak, diğerlerini geride bırakmak gerektiğine inandırılıyoruz.
İşte halay, bu acımasız bireyselleşme dayatmasına Anadolu insanının yüzyıllar öncesinden verdiği en güzel ve en estetik cevaptır.
Halay sırasına girdiğiniz an kimliğinizin, unvanınızın, banka hesabınızın veya sosyal statünüzün hiçbir önemi kalmaz. O sıranın içinde genel müdür de tarladaki işçi de üniversite öğrencisi de eşittir. Aynı müziği duyar, aynı nefesi alır ve ayaklarını aynı saniyede yere vururlar. Halay, egoların kapıda bırakıldığı, "Ben" kelimesinin silinip yerine kocaman bir "Biz"in yazıldığı kutsal bir çemberdir. Omuz omuza vermek, sadece fiziksel bir temas değil; "Düşersen seni tutarım, yorulursan yükünü alırım" demenin bedenselleşmiş halidir.
Birçok yöremizin halayında insanlar birbirlerine ellerinin tamamıyla değil, sadece serçe parmaklarıyla tutunur. Anatomik olarak baktığımızda serçe parmağı elimizin en zayıf, en kırılgan uzvudur. Peki neden en zayıf noktamızla bağlanıyoruz birbirimize?
Bu sorunun cevabı Anadolu'nun o derin felsefesinde gizli. Serçe parmağıyla tutunmak, aslında muazzam bir "güven" sembolüdür. Karşındaki insana en hassas noktanı teslim edersin. "Sana güveniyorum, canımı yakmayacağını biliyorum" demektir. Dahası, o incecik temas zinciri o kadar güçlü bir sinir ağı oluşturur ki, halay başının mendili sallayarak verdiği komut, saniyeler içinde o serçe parmaklarından geçerek en sondaki "poççik" (kuyruk) oyuncusuna kadar ulaşır. En zayıf olan şey, bir araya geldiğinde koparılamaz bir çelik halata dönüşür. Tıpkı toplumun kendisi gibi...
Meseleye biraz da bilimsel bir pencereden bakalım. İnsanlar aynı anda aynı ritimle hareket ettiğinde beyinlerimizde neler oluyor?
Nörobilim ve psikoloji alanındaki araştırmalar, "senkronize hareket etmenin" (birlikte dans etmek, birlikte yürümek, koroda şarkı söylemek gibi) insanlarda endorfin ve oksitosin hormonlarını inanılmaz derecede artırdığını kanıtlıyor. Yani mutluluk ve bağlanma hormonları tavan yapıyor.
Halay çekerken herkes sağ ayağını aynı anda yere vurduğunda, o tok ses sadece kulaklarımızda yankılanmaz; kalplerimizin ritmini de eşitler. Vücutlarımız bu senkronizasyonu bir tür "hayatta kalma güvencesi" olarak algılar. Bilinçaltımız bize şunu fısıldar: "Yalnız değilsin. Sürüyle birliktesin, güvendesin." İşte düğünlerde, derneklerde ter kan içinde kalana kadar halay çekip günün sonunda kendimizi kuş gibi hafif hissetmemizin sebebi budur. Halay, Anadolu'nun yüzyıllardır uyguladığı en etkili ve en masrafsız toplu terapi yöntemidir.
Eskiden köylerde psikologlar, yaşam koçları veya aile terapistleri yoktu. İnsanlar içlerindeki stresi, hüznü veya biriken enerjiyi toprağa nasıl aktarıyordu? Tabii ki meydanlarda toplanıp dans ederek.
Birbirine soğuk olan, hatta belki günlük hayatta anlaşamayan iki insanı aynı halay ekibine koyduğunuzda, bir süre sonra aralarındaki buzlar erimeye başlar. Çünkü aynı ritme uyum sağlamak zorundadırlar. Eskiden köy meydanlarında aralarında husumet olan aileler bilerek aynı halay sırasına sokulurmuş. Bedenler aynı ahengi yakaladığında, zihinlerdeki düşmanlık da yavaş yavaş kırılırmış. Birinin elini tutup onunla aynı havayı solurken ona uzun süre düşman kalamazsınız. Dans, kelimelerin çözemediği düğümleri bedenin diliyle çözer.
Halayın anatomisine baktığımızda karşımıza harika bir "toplum modeli" çıkar. Sıranın en başında mendili tutan "Halaybaşı" vardır. O, liderdir. Ancak bu liderlik, modern dünyanın anladığı gibi bencil bir diktatörlük değildir.
İyi bir halaybaşı, arkasındaki ekibin yorulduğunu anlar ve ritmi ona göre düşürür. Ekibin coştuğunu hissederse komutu verir ve oyunu şaha kaldırır. Sadece kendini göstermek için çılgınca figürler yapıp arkasındakileri tökezleten biri, iyi bir halaybaşı olamaz. Gerçek liderlik, kendi yeteneğini sergilerken arkasından gelen herkesi o ahenge dahil edebilmektir. Ve halayın en sonundaki kişi, yani ekibi toparlayan kişi de en az baştaki kadar önemlidir. Herkesin bir görevi, sıranın içinde bir değeri vardır.
Sevgili okuyucu, dünyamız giderek küçülüyor, yalnızlığımız giderek büyüyor. Ekrana bakmaktan boynumuzun ağrıdığı, kimsenin kimsenin gözünün içine bakmadığı şu günlerde, geleneksel kültürümüzün bize sunduğu bu eşsiz mirasa sımsıkı sarılmamız gerekiyor.
Halay çekmek; sadece sağa üç adım atıp sol ayağı yere vurmaktan ibaret basit bir eylem değildir. O, atalarımızdan bize kalan bir dayanışma manifestosu, bir hayatta kalma pratiğidir.
Senden bir ricam var: Bir sonraki sefer bir düğüne gittiğinde veya bir meydanda o zurnanın sesini duyduğunda, lütfen kenarda durup izlemekle yetinme. O çembere dahil ol. Yanındaki hiç tanımadığın insanın serçe parmağından tut, omuzunu onun omuzuna daya. Hata yapmaktan, yanlış adım atmaktan hiç korkma; emin ol o koca "biz" duygusu senin eksiğini kapatacak, seni kendi ritmine çekecektir.
Unutma, bazen dünyayı kurtarmak için gereken ilk adım, yanındakinin elinden tutarak atılır.
Sevgiyle, sanatla ve hep bir arada kalın.
Saygılarımla
İbrahim AVCI