Arama

Çakırcalı'nın En Büyük Rakibi: Kamalı Zeybek Mustafa Efe | İbrahim Avcı

2 gün önce

Ege dağlarında Çakırcalı Mehmet Efe'ye kafa tutan, Rum çetelerine kök söktüren ve "İzmir'in Kavakları" ağıdına konu olan Kamalı Zeybek'in trajik ve destansı hayatı.

 

 

Merhaba değerli okuyucular.

Ege dağları 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında, barut kokusunun ve kan davalarının eksik olmadığı çetin bir coğrafyaydı. Bu dağlar, haksızlığa uğradığı için isyan eden, kendi adaletini namlunun ucunda arayan nice yiğide ev sahipliği yapmıştır. Bugün sizlere, ömrü dağlarda oldukça kısa sürmesine rağmen namı tüm Ege’ye yayılan, Ege’nin en ünlü efesi Çakırcalı Mehmet Efe ile giriştiği ölümcül rekabetle tarihe geçen bir kahramanı anlatacağım: Kamalı Zeybek Mustafa Efe’yi.

Şimdi gelin, ihanetin, dostluğun, kanın ve gözyaşının birbirine karıştığı bu destansı hayata, Kamalı Zeybek Mustafa Efe'nin doğumundan o trajik sonuna kadar adım adım tanık olalım.

 

"DELİ VELİ"NİN OĞLU MUSTAFA VE O MEŞHUR "KAMA"

Kamalı Zeybek, asıl adıyla Mustafa, kimi kaynaklara göre 1873, kimi kaynaklara göre 1875, kimi kaynaklara göre ise 1876 yılında, İzmir'in Ödemiş ilçesine bağlı Kışla, diğer bir adıyla Karacaova köyünde dünyaya geldi. Babası, çevresinde sözü geçen, dik başlılığıyla bilinen ve halk arasında "Deli Veli" olarak anılan Kaçarlı boyundan Koca Veli'ydi; annesi ise Ümmü Kadın'dı.

Peki, ona neden "Kamalı" deniliyordu? Henüz küçük bir çocukken babasının kendisine hediye ettiği bir kamayı beline takıp sürekli onunla dolaştığı için yöre halkı ona "Kamalı" lakabını uygun görmüştü. Hatta yıllar sonra dağların efesi olduğunda, düşmanlarına vereceği korkutucu mesajları hep bir kama ile iletmesi, bu ismin onunla ebediyen bütünleşmesini sağladı.

Mustafa, on beş yaşına kadar develerle uğraşan, deve güden ve kendi halinde oldukça sakin bir çocuktu. Ancak on beş yaşına geldiğinde içindeki isyan ateşi harlanmaya, hırçınlaşmaya ve akranlarıyla sürekli kavga etmeye başladı. Ailesinin tüm karşı çıkışlarına, tüm engellemelerine rağmen Ödemiş'e inerek kendisine mükemmel bir zeybek elbisesi diktirdi, kuşağını ve silahlığını kuşandı. Artık o, dağların çağrısına kulak veren genç bir efe adayıydı.

Kamalı Mustafa'nın fiziksel görünümü son derece heybetliydi. Uzun boylu, orantılı vücutlu ve adeta bir civan kadar yakışıklıydı. Onun bu gösterişli duruşu halk arasında o kadar meşhur olmuştu ki, "Kamalı’yı ardından, Çakırcalı’yı da önünden görüp bakmaya doyum olmaz" şeklinde bir tekerleme dilden dile dolaşır olmuştu. Karakter olarak ise yaşı küçük olmasına rağmen oldukça ağırbaşlı, ciddi ve otoriter bir yapıya sahipti. Emri altındakileri nasıl idare edeceğini çok iyi bilir, onların fikirlerine değer verir ve haklarına saygı duyardı. Çakırcalı Mehmet Efe gibi "Ben dağların kralıyım" diyerek asla böbürlenmez, büyüklere hürmet etmeyi her zaman bir insanlık borcu olarak görürdü. Paraya hiç önem vermeyen bu mert delikanlı, aynı zamanda son derece dindar ve merhametli bir insandı; köylere uğradığı zamanlarda camilerde namaz kılar, adaklar adar ve kalbindeki inançla hareket ederdi.

 

ÇAKIRCALI MEHMET İLE DOSTLUKTAN KANLI DÜŞMANLIĞA

Kamalı Mustafa'nın kaderini belirleyen en büyük dönüm noktası, dönemin en korkulan efesi Çakırcalı Mehmet ile olan ilişkisiydi. Bu ikilinin yolları daha çocukluk yıllarında kesişmişti. Çakırcalı Mehmet'in babası Çakırcalı Ahmet Efe bir pusuda kalleşçe öldürüldükten sonra, Kamalı'nın babası Koca Veli, yetim kalan Mehmet'i düşmanları zarar vermesin diye kendi himayesine almıştı. Ayasuluk ile Kışla köylerinin birbirine çok yakın olması, bu iki gencin beraber büyümelerini, sırdaş olmalarını sağlamıştı.

Birlikte hovardalık yapıyor, birlikte yiyip içiyor ve Osmanlı'nın tütün tekeline karşı o dönem Ege gençleri arasında bir cesaret göstergesi olan "ayıngacılık" yani tütün kaçakçılığı yapıyorlardı. Hatta hayatlarındaki ilk kanı da birlikte dökmüşlerdi. Çakırcalı Mehmet'in teyzesine küfreden Çakır Mahmud isimli birini beraber pusuya düşürüp öldürmüşler ve bu ilk faili meçhul cinayetlerini bir sır olarak saklamışlardı.

Fakat aralarına giren bir kadın meselesi, bu sıkı dostluğu bıçak gibi kesti ve iki eski dost bir daha asla konuşmamak üzere yollarını ayırdı. Yıllar geçmiş, her ikisi de evlenmişti. Kamalı Mustafa, kazandığı şöhretle çevresindeki öksüzleri ve kimsesizleri himayesine alan mert bir adam konumuna gelmiş, kendi köyünden babasız bir Yörük kızını da koruması altına almıştı.

Eski dostu, yeni düşmanı Çakırcalı Mehmet ise, Kamalı'nın bu itibarını kırmak ve cesaretini sınamak için son derece tehlikeli bir hamle yaptı. Adamlarıyla birlikte Kamalı'nın evini basarak himayesindeki Yörük kızını kaçırmak istedi. Ancak gece karanlığında büyük bir hata yaptılar; Yörük kızı yerine yanlışlıkla Kamalı Mustafa'nın karısını kaçırmaya kalktılar. Durumu fark edince kadını serbest bıraksalar da artık geri dönüşü olmayan bir yola girilmişti.

Bu olay, Ege dağlarının yazılı olmayan kanunlarında en büyük onursuzluklardan biriydi. Namusu ve itibarı zedelenen Kamalı'nın sessiz kalması beklenemezdi. Gözünü kırpmadan harekete geçti ve tek başına Çakırcalı'nın köyüne giderek, baskına katılan Çakırcalı'nın adamlarından Piç Hasanoğlu ve Kör Hasanoğlu Hasan’ı bulup acımadan öldürdü. Çakırcalı'yı o an bulamayan Kamalı, işlediği bu çifte cinayet yüzünden zindanlarda çürümektense, dağların özgürlüğünü seçti ve kaçak hayatına başladı.

 

DAĞLARA ÇIKIŞ VE KENDİ ÇETESİNİ KURMASI

Kamalı Mustafa, dağa çıktıktan sonra ilk olarak Ödemiş'in meşhur efelerinden Gorka köyünden Köselioğlu, diğer adıyla Toscalı Mehmed’in çetesine bir kızan olarak katıldı. O dönem Osmanlı Devleti, başa çıkamadığı Çakırcalı Mehmet Efe'yi izole edebilmek için diğer çetelere af ilan etmişti. Köselioğlu çetesi de bu aftan yararlanarak 2 Ekim 1902 tarihinde düze, yani ovaya inmeye karar verdi.

Ancak dağların kurnaz kurdu Çakırcalı Mehmet, düze inen bu hasımlarını hayatta bırakırsa kendi sonunun geleceğini çok iyi biliyordu. 6 Ekim 1902 tarihinde affa uğramış Köselioğlu çetesine kanlı bir pusu kurdu ve çetenin büyük bir kısmını katletti. Bu amansız ölüm çemberinden sağ kurtulmayı başaran tek bir kişi vardı: Kamalı Zeybek.

Efesinin kalleşçe öldürülmesini hazmedemeyen Kamalı, artık birinin adamı olmaktan çıkıp kendi davasının lideri olmaya karar verdi. Çakırcalı'dan intikam almak yegâne amacıydı. Başlangıçta yanına sadece iki kişi alan Kamalı, kısa sürede çetesini büyüterek on iki, ardından yirmi kişiye ulaştı. Çetesine katılanlar arasında yeğeni Kurucaovalı İsmail, Gökdeli Mehmed, Semitli Küçük Mehmed, Yanık Halil İbrahim gibi Ege'nin korkusuz zeybekleri vardı. O artık "Kamalı Zeybek Mustafa Efe" idi.

 

BİR YANDAN DEVLET, BİR YANDAN RUM ÇETELERİYLE SAVAŞ

Kamalı'nın dağlarda hakimiyet kurabilmesi için önce ekonomik güce ve güvenli yataklara, yani saklanacak yerlere ihtiyacı vardı. İlk eylemi, efesi Köselioğlu'na ihanet ederek onu Çakırcalı'ya vurduran Harun Çorbacı'dan intikam almak oldu. Zekice bir planla "Seni Çakırcalı bekliyor" diyerek Harun Çorbacı'yı pusuya düşürdü ve canını aldı. Ardından çeteye finansman sağlamak için Ödemiş Orman Süvari Memuru Şükür Efendi’nin 15 yaşındaki oğlu Kemal'i dağa kaldırdı ve 200 altın fidye alarak gücünü kanıtladı.

Kamalı, en büyük düşmanı Çakırcalı'yı zayıflatmak için onun güvendiği zengin yataklarını hedef seçmişti. Ödemiş'in en zengin Rum fabrikatörlerinden ve Çakırcalı'nın en büyük destekçilerinden biri olan Pandeli'den 5.000 altın haraç istedi. Pandeli bu parayı vermeyip Kamalı'yı ciddiye almayınca, Kamalı çiftliği basarak Pandeli'yi gözünü kırpmadan öldürdü. Bu olay, bölgedeki Rumlar arasında büyük bir infial yarattı, Saray'a telgraflar çekildi ve padişah bu durumdan bizzat haberdar edildi.

Ancak Kamalı Zeybek, sadece kendi intikamı peşinde koşan bir adam değildi. O yıllarda Ege dağları, Türk köylerine inip halkı talan eden, kadınlara ve çocuklara zulmeden Rum eşkıya çeteleriyle kaynıyordu. Kamalı, milli bir hissiyatla hareket ederek bu çetelere adeta savaş açtı. Pandeli'nin intikamını almak için peşine düşen Koklucalı Rum Vasil çetesinin yerini kendi istihbaratı sayesinde önceden öğrendi. Onlardan önce davranıp bir baskınla Vasil'i ve adamlarını öldürdü. Geçtiği Seferihisar'da Anastas isimli zalim bir Rum çetesini bizzat yakalayarak vilayete, yani devlete teslim etti. Çirkince civarında Vangel çetesini tepeledi.

Kamalı'nın Rum çetelerini bir bir imha etmesi, o dönem Rumların zulmünden bunalan Müslüman halk arasında onu efsanevi bir kahraman, bir kurtarıcı konumuna yükseltti. Halk artık devlete değil, korunmak için doğrudan Kamalı'ya başvuruyordu. Bu eylemleri, gelecekte işgalci güçlere karşı direnecek olan Kuvâ-yi Milliye ruhunun erken dönem bir yansımasıydı.

Kamalı aynı zamanda devletin takip kollarıyla da amansız bir kedi-fare oyunu oynuyordu. Nif dağlarından Bozdağ'a, Alaşehir'den Tire'ye kadar uzanan geniş bir coğrafyada rüzgâr gibi esiyor, Alaşehir'de girdiği devasa bir müfreze kuşatmasından, dokuz evi delerek tek bir zayiat bile vermeden kurtulmayı başarıyordu. Çakırcalı Mehmet ile Şirince (Çirkince) köyünde girdiği çatışmada ise iki kızanını kaybetmesine rağmen, Çakırcalı'nın adamlarından üçünü öldürüp Çakırcalı'nın itibarını yerle bir etmişti.

 

DEVLETİN AFFI VE ÇAKIRCALI'NIN PUSUSU

Kamalı'nın Rum eşkıyaları temizlemesi, dönemin Aydın Valisi Kâmil Paşa'nın son derece hoşuna gitmişti. Vali Paşa, Saray Başkatibi İzzet Paşa'ya mektuplar yazarak Kamalı'nın devlete büyük hizmetlerinin dokunduğunu ve eğer affedilirse bölgede huzurun sağlanacağını belirtti. Vali'nin Amerikalı dostu Adamoplu devreye girdi ve kendi çiftliğinde Kamalı ile Vali Paşa'yı gizlice bir ziyafette buluşturdu. Vali, Kamalı'ya eşkıyalığı bırakması şartıyla padişah affı çıkaracağına söz verdi ve çok geçmeden bu af ilan edildi.

Fakat Kamalı'nın düze, yani sivil hayata inecek olması, Ege'nin kır serdarı Çakırcalı Mehmet Efe'nin tahammül edemeyeceği bir durumdu. Baş düşmanı affedilip elini kolunu sallayarak gezemezdi. Çakırcalı, emrindeki Rum destekçilerini kullanarak şeytani bir plan hazırladı.

Tarihler 21 Haziran 1904'ü gösteriyordu. Kamalı Mustafa, padişah tarafından affedildiği için çetesiyle birlikte Bozdağ'dan Birgi'ye doğru huzur içinde iniyordu. Yolda Çakırcalı'nın Rum yatakları onu karşıladı ve affını tebrik etme bahanesiyle onu Birgi'nin batısındaki Taşpazar mevkiinde bir kiraz bahçesinde ziyafete davet ettiler.

Mertliğine ve devletin affına güvenen Kamalı, bu tuzağı fark edemedi. Akşam saatlerinde bahçede ellerini yıkadığı sırada, zeytinliklerin arasına çoktan pusu kurmuş olan Çakırcalı ve adamları aniden ölüm kusmaya başladı. Bu kalleş pusuda, Çakırcalı'nın adamlarından Hacı Mustafa'nın tüfeğinden çıkan kurşun, Kamalı Zeybek Mustafa Efe'nin hayatına son verdi. O kanlı bahçede, Kamalı ile birlikte altı yiğit zeybeği daha toprağa düştü; sağ kalan sekiz zeybek ise patlıcan ve bamya fidanları arasından sürünerek canlarını zor kurtardı.

Bu ölüm öylesine şüpheliydi ki, olaydan hemen sonra Ahenk gazetesi çatışmayı "eşkıyanın tepelenmesi" olarak tüm detaylarıyla yazmasına rağmen, haberin hiçbir yerinde Çakırcalı'nın adını geçirmemişti. Kamalı Zeybek, yiğitçe bir vuruşmayla değil, arkadan vurularak kancıklanmıştı.

 

ARDINDAN YAKILAN AĞITLAR VE DİNMEYEN YAS

Kamalı Mustafa'nın hileyle öldürülmesi, Ege halkı arasında derin bir yara, büyük bir infial yarattı. Merhametli, dindar ve mazlumun yanında olan bu genç efenin gidişi, dağların öksüz kalması demekti. Acılı halk, onun ardından meşhur "İzmir'in Kavakları" ezgisiyle gözyaşları içinde şu ağıtları yaktı:

"Mustafa derler adıma, Şeker uymaz tadıma, Beni vuran bir Hacı, yar fidan boylum, Ermesin muradına... Aradılar buldular, Bahçıvanda vurdular, Kamalı'nın naaşını, yar fidan boylum, Bir hasıra sardılar..."

Bir başka türküde ise Ege'nin feryadı şöyle yankılanıyordu: "Kır atın üstünde sırmalı eyer, Atılan kurşunlar yüreğe değer, Kamalı Zeybeğe ya kimler kıyar, Ecel şerbetini içen ağlasın, Garip anam karaları bağlasın..."

Kamalı Mustafa'nın ölümünden sonra çetesi dağılıp küçük gruplara ayrıldı. Fakat kızanları efelerini unutmadı. Yıllar sonra Semitli Küçük Mehmet, efesini vuran Hacı Mustafa'yı bularak öldürecek ve Kamalı'nın kanını yerde bırakmayacaktı.

Sadece iki yıl süren dağ hayatına, asırlara sığacak bir mertlik, cesaret ve adalet sığdıran Kamalı Zeybek Mustafa Efe, şahsi hesaplarının ötesine geçerek milletinin savunucusu olmuş bir efsanedir. Onun Rum eşkıyalara karşı gösterdiği o tavizsiz ve milli duruş, yıllar sonra Ege dağlarında İstiklal ateşi olarak yeniden parlayacak ve bu toprakların bağımsızlığına giden yolu aydınlatacaktır.

Ruhu şad olsun.

Başka bir tarihin izinde buluşmak üzere, hoşça kalın.

Saygılarımla,

İbrahim AVCI

 

KAYNAKÇA

  • Akdoğu, Onur. "Bir Başkaldırı Öyküsü Zeybekler Tarihi, Ezgileri, Dansları", İzmir.
  • Altın, Yrd. Doç. Dr. Hamza. "Bazı Edebi Eserlerde Ödemişli Efelerin Özellikleri", Türk Tarihinde Efe ve Zeybek Kültürü Sempozyumu Bildirileri.
  • Avcı, Ali Haydar. "Zeybeklik ve Zeybekler Tarihi", E Yayınları.
  • Avcı, İbrahim. "Çakırcalı Mehmet Efe Kimdir? Efelerin Efesi" ve "Çakırcalı Mehmet Efe'nin Gerçek Hayat Hikayesi" (YouTube İçeriği).
  • Bayrak, Mehmet. "Eşkıyalık ve Eşkıya Türküleri (İnceleme-Antoloji)", Yorum Yayınları.
  • Dural, Halil. "Bize Derler Çakırca: 19. ve 20. Yüzyılda Ege’de Efeler", Tarih Vakfı Yurt Yayınları.
  • Hobsbawm, Eric J. "Eşkıyalar", Agora Kitaplığı.
  • İstanbul'daki Ödemişli Efeler Kulübü. "Kamalı Zeybek Mustafa Efe", Web Sitesi.
  • Ormancıoğlu, Kemal. "Kamalı Zeybek", Karınca Matbaacılık.
  • Özgün, Cihan, Nelson, Elif Charlotte, Hamaloğlu, İbrahim, Özdemir, Yasin ve Tunç, Gizem. "II. Abdülhamit Döneminde İzmir ve Çevresinde Eşkıya ve Eşkıya Yatakları (Haritalandırma ve Haritalara Analitik Bir Yaklaşım)", Ege Üniversitesi Yayınları.
  • Sertoğlu, Murat. "Kamalı Zeybek", Sağlam Yayınevi.
  • Uyanık, Ercan ve Yetkin, Sabri. "Halil Dural’ın Kaleminden Ödemişli Efe ve Zeybekler", Ödemiş Belediyesi Yayınları.
  • Yaşar, Hakan. "Kamalı Zeybek (Kamalı Mustafa) Çetesi ve Faaliyetleri", Acta Turcica.
  • Yavuz, Behiç Galip. "Yukarı Küçük Menderes Havzasında Zeybekler: Tarihçeleri, Özellikleri, Türküleri ve Yöremiz Zeybekleri".
  • Yetkin, Sabri. "Ege’de Eşkıyalar", Tarih Vakfı Yurt Yayınları.

 

Etiketler : Kamalı Zeybek Mustafa Efe Çakırcalı Mehmet Efe Ege efeleri zeybek tarihi İzmir eşkıyaları İzmir'in Kavakları hikayesi Kuvâ-yi Milliye ruhu halk kahramanları İbrahim Avcı
İbrahim Avcı
İbrahim Avcı

1997 yılından bu yana Türk halk biliminin ve geleneksel dans kültürünün içinde yer alan bir araştırmacı, THOF hakemidir. Amatör olarak başladığı Batı Anadolu tarihi ve Zeybek kültürü araştırmalarını, bugün İzmir Dans ve Sanat Akademisi çatısı altında profesyonel sahne eserlerine, oratoryolara ve belgesellere dönüştürmektedir. Geleneksel halk oyunlarının "kusursuz bir sanat dalı" olduğu inancıyla; Anadolu'nun kadim mirasını felsefe, sosyoloji ve moderniteyle harmanlayarak dijital dünyaya ve geleceğe taşımaktadır.

Beğendim
Bayıldım
Komik Bu!
Beğenmedim!
Üzgünüm
Sinirlendim
Bu içeriğe zaten oy verdiniz.

Yorumlar