18 saat önce
Çoğumuz okul yıllarını hatırladığımızda, sanat veya müzik derslerinin "boş ders" muamelesi gördüğü ya da tam tersine, yeteneğin katı notlarla ölçüldüğü anları anımsarız. Bir resmin ne kadar "gerçekçi" olduğu ya da bir adımın ne kadar "kitabi" atıldığıyla ilgilenilen o sistemde, ne yazık ki en önemli şeyi kaçırdık: Sürecin kendisini.
Bugün dünya hızla değişiyor. Yapay zekâ ve otomasyon birçok teknik işi devralırken, geleceğin mesleklerinde aranan en büyük özellikler "karmaşık problem çözme" ve "eleştirel düşünme" becerileri oluyor. Peki, bu beceriler masa başında test çözerek mi gelişir, yoksa bir Zeybek dansında kollarınızı açıp dengeyi sağladığınızda mı?
Bu yazıda, yaratıcılığı haftada iki saatlik bir "ders" olmaktan çıkarıp, dans ve sahne sanatları aracılığıyla nasıl bir "yaşam biçimine" dönüştürebileceğimizi konuşacağız.
Yaratıcılık, ilham perisinin gelmesini beklemek değildir. Yaratıcılık; beklenmedik durumlar karşısında hızlı, esnek ve özgün çözümler üretebilme kasıdır.
Bir dansçıyı düşünün. Sahnedesiniz, ışıklar üzerinizde ve müziğin ritmi aniden değişti ya da partneriniz yanlış bir adım attı. O an "Durun, hata oldu!" deme lüksünüz yoktur. Saniyeler içinde durumu toparlamalı, yeni bir adım uydurmalı ve akışı bozmadan devam etmelisiniz. İşte bu, kriz yönetimi ve problem çözme becerisinin en saf halidir.
Sanatı ve dansı bir "ders" olarak görüp ezberlemeye çalışmak bizi robotlaştırır. Ancak onu bir "deneyim" olarak yaşamak, zihnimizi esnetir. Bir Horon ekibinde omuz omuza verdiğinizde, yanınızdaki kişinin nefes alışverişini hissetmek, sadece bir dans figürü değil aynı zamanda takım çalışması ve empati eğitimidir.
Bilimsel araştırmalar, dans etmenin beynin nöroplastisitesini (kendini yenileme yeteneğini) artırdığını kanıtlıyor. Peki ama nasıl?
Bir matematik problemini çözerken beyninizin mantık merkezi çalışır. Ancak dans ederken;
Tüm bunlar aynı anda gerçekleşir. Bir Salsa veya Tango gecesinde, bir sonraki hamleyi planlamak, satranç oynamak gibidir. "Partnerim ağırlığını sağa verdi, demek ki dönüş yapacağız" diyebilmek, milisaniyeler süren bir veri analizi gerektirir.
Bu pratikleri yapan bir zihin, iş hayatında karşılaştığı bir krizde de aynı esnekliği gösterir. Olaylara tek bir açıdan (ezberlenmiş adımlardan) bakmak yerine, farklı açılardan (doğaçlama yeteneğiyle) bakarak çözüm üretir.
Dünya dansları estetik ve evrenseldir; ancak kendi topraklarımızın dansları, yani Türk Halk Oyunları, derin bir eleştirel düşünme ve kültürel okuma becerisi barındırır.
Bir Zeybek oynarken sergilenen o vakur duruş, sadece estetik bir "kol kaldırma" hareketi değildir. O, haksızlığa karşı bir duruşun, toprağa sağlam basmanın sembolüdür. Dansı öğrenen kişi sadece figürü değil, o figürün arkasındaki hikâyeyi, sosyolojiyi ve o dönemin koşullarını da sorgular.
Bu soruları sormaya başladığınızda, dans eğitimi bir tarih ve sosyoloji okumasına dönüşür. Olayların "neden" ve "nasıl"ını sorgulayan bir zihin, eleştirel düşünme becerisine sahip bir zihindir. Bu kişi, günlük hayatta önüne konulan bilgiyi de olduğu gibi kabul etmez, arka planını araştırır.
Dünya Ekonomik Forumu'nun raporlarına göre, 2030 ve sonrasında en çok aranacak yetkinlikler arasında "Bilişsel Esneklik" ilk sıralarda geliyor.
Bir mühendis, bir yazılımcı veya bir yönetici olabilirsiniz. Teknik bilginiz sizi bir yere kadar getirir. Ancak sizi vazgeçilmez kılan şey; belirsizlik altındaki performansınızdır. Sahne sanatları eğitimi almış bireyler, "hata yapma korkusu" ile daha kolay başa çıkarlar. Çünkü sahnede hata yapmak, dünyanın sonu değil, doğaçlama için bir fırsattır.
Kurumsal hayatta bir sunum yaparken bilgisayarınızın bozulduğunu düşünün. Sadece teknik eğitim almış biri panikleyebilir. Ancak sahne tozu yutmuş, doğaçlama tiyatro veya dans deneyimi olan biri, o boşluğu seyirciyle iletişim kurarak, hikâye anlatarak doldurabilir.
Eğitim sistemimizdeki en büyük yanılgı, derslerin "karneye geçecek bir not" olarak görülmesidir. "Bu hareketi doğru yaparsan 100 alırsın" yaklaşımı, yaratıcılığın en büyük düşmanıdır. Çünkü yaratıcılık, "Acaba yanlış mı yapıyorum?" korkusunun bittiği yerde başlar.
Dansı ve sanatı hayatımıza bir "ders" olarak değil, bir "refleks" olarak dahil etmeliyiz.
Özetle; dans etmek, şarkı söylemek veya bir enstrüman çalmak, sadece "hobiler" bölümüne yazılacak aktiviteler değildir. Bunlar; analitik düşünceyi besleyen, problem çözme hızını artıran ve olaylara eleştirel gözle bakmamızı sağlayan zihinsel antrenmanlardır.
Gelecekte, verileri işleyen makinelerimiz olacak. Ama o verileri insani bir duyguyla harmanlayıp yeni ve eşsiz bir "koreografi" ortaya koyacak olanlar, yaratıcı yaşamı benimseyenler olacaktır.
Bu yüzden, haftada bir gün de olsa, not kaygısı gütmeden, "başkaları ne der" demeden dans edin. Adımlarınız yanlış olabilir, ritmi kaçırabilirsiniz; ama emin olun, zihniniz o sırada hayatının en verimli problemini çözüyor olacak.
Saygılarımla.
İbrahim AVCI